Üzgünüm

Üzgünüm,etobur cihan devletlerinin devasa adalet sarayları var amma içinde adalet yok. Orantısız  güç kullanma yetkisine sahip polis devletleri var fakat can güvenliği yok.

Üzgünüm ,insan sağlığı konusunda hekimlik sanatında ticaret ön plandadır!  Gücü yeten yetene bir dünyada kimse dinden ahlaktan,hukukun üstünlüğünden ve yüce değerlerden bahsedemez.

Başbakanımız(RTE) ,evde patlayan bir tüp gazın riskini bir nükleer tehlikeyle kıyaslayarak halkı aldatmanın ne kadar kolay olduğunu çok iyi biliyor. Bir atom bombasının etkileri ve sonuçları belki 300 yıl veya daha uzun da olabilir. Ama bir doğal afette insanların ölmesi hiç de ekosistemin dengesini bozmaz. Medrese kafasıyla yönetilen ülkelerin vay haline.

Hayattan kopuk ve soyut bir öbür dünya hayaliyle ile bizi “Allah’la aldatan” dinciler aslında bu dünyaya en büyük kötülüğü yapıyorlar.

Üzgünün ,insanoğlu henüz yeryüzünde daha güzel bir yaşam için çalışmayı din haline getirmek yerine aramızda sürekli kurbanlar isteyen,kindar ve intikamcı olduğu kadar da toplumbilimlerden uzak bir tanrı anlayışının daha içsel yasaya uygun bir evrensel tanrı anlayışına doğru evrilmemiz gerekmektedir.

Tanrı,evren ve mavi gezegenimizde hayatın başlaması için ancak 13.8 milyar yıllık bir zamanı sabırla beklemişken nükleer bir tehlikeyi kendi kar hırslarından daha önemsiz görenlerin -din anlayışı mutlaka batıl olmalıdır -diye düşünmekten kendimi alamıyorum.

Üzgünüm ,tekel işçilerini 4-C yasasıyla sokağa terk edenlerin demokratlığı sahtedir.
Füze kalkanı projesine onay verenlerin,NATO militarizmine destek çıkanların ve Libya’dan,Afganistan’a kadar ABD’nin askeri müdahalesini kayıtsız şartsız destekleyenlerin darbelere gerçekten karşı olduklarını ciddiye almıyorum.

İnsanda ahlaki aklın temeli; öbür dünya korkusu değil,aksine göbekten bu dünyaya bağlılığımız ve yaşam sevgimizdir. İşte salt bu yüzden insanlığın daha güzel bir dünya kurmasına engel olan
1-Siyonizme
2-Evanjelizme,neoconlara, Katolik kilisesine,
3- Yusuf’un atıldığı  dipsiz bir kuyu olan Siyasal İslam’a karşı tüm vicdanları, "Hak yerini buluncaya kadar"  isyan ve itiraz etmeye çağırıyorum.

Kula kulluğu,köleliği,sadaka kültürünü,cariyeliği gelenek haline getirenlerin savunduğu kan bağına dayalı aile ekonomileridir ki bu da ortaçağın derebeyliğinden öteye gitmiyor. Nitekim dünya kaynakları hala küresel sermayeyi dünya çapında kullanan birkaç derebeyinin tekelindedir.Öteki milyarlarca insan sadece bir sömürü aracı olarak kendi kaderine terk edilmiştir.

Üzgünüm ,emperyalizm ve kapitalizmin silah ve satın almaya dayalı sistemi ancak bu tür dinlerin batıl inançları üzerinden işlemeye devam etmektedir. Cami-kilise gibi din ve diyanet işlerine bakan devasa tarihi kurumlar bir şekilde halkın rızasını alırken onların bu sömürü düzenine ses çıkarmadan ne kadar sevap kazandığını vaaz etmeyi  hiç de ihmal etmiyorlar. Peki niçin nükleer silahlanmaya,savaşlara,militarizme,yoksulluğa,sömürüye karşı tek bir söz etmiyorlar. Tanrı gerçekten insanın insanı sömürmesini mi istiyor ? Eski çağların üretim ilişkilerine denk düşen bir dini söylemi bu gün için tekrar ve telkin ile taklit etmenin kime ne yararı olabilir? Evrensel bir tanrıya inananların mutlaka aklın ve yüreğinin yolundan gitmeleri kaçınılmazdır.

Üzgünüm,Marks ve Engelsin bilimsel sosyalizminde pek çok yanlış,yanılgı ve yanılsama varken onca ezici bir üstünlükle eleştirdiği ütopik sosyalistlerin yüreğindeki cevherin değerini yeniden keşfetmeye mecburuz.Sosyalizmin,insan nefsinin bilimi olarak henüz bir çok eksikleri,yanlışları olabilir. Ama kapitalist sistemin,akıl, insaf  ve insanlık dışılığını kimse inkar edemez. Elbette sosyalizm; ne fizik kimya gibi salt bilimsel/nesnel ne de sadece ütopik hayallerden ibaret olabilir. İşin doğrusu rasyonel sosyalizm bağlamında ele alınması gereği vardır. İşte bu bakımdan, ahlaki aklın yolu sosyalizmdir.  

Cemal Öztürk     17-03-2011
 

 

 

 

 

 


Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !