AYNI YANILGI VE YANILSAMADA BULUŞANLAR AYNI CEPHEDE

 

Bizler genel olarak çağımızın kimliğini daha nesnel anlamda olduğu gibi kavramaktan çok, olduğumuz gibi kavrama eğilimindeyiz. 12 eylül 1982 anayasasına % 92 oranda evet diyenlerin yanılsaması neydi de bu kez aynı yanılsamaya sahip olanların oranı % 58 ye düştü. Burada halk yığınlarının zihnindeki yalan yanlış kavramların bir dizi yanılgı ve  yanılsamalar üzerine kurulmuş olduğunu görmekteyiz. Din, demokrasi, hukuk, ahlak, sömürü, ve paranın teolojik gücü sanıldığı gibi öyle açık seçik kavramlar olmayıp dikey ve yatay anlamda çok geniş, çok yüksek, çok uzun boylu bir aşkın yanılgılar, yanılsamalar tarihidir. İşte o yüzden diyebiliriz ki insanları aldatmak onları aydınlatmaktan daha kolaydır. Yüzyıllardır sıradan sokaktaki insan her sabah güneşin, tepedeki dağın, hemen arkasında olduğunu zannetmiştir hep.(Oysaki dünyadan gerçek uzaklığı 150 milyon kilometredir.).Demek ki insanlar  duygularıyla hareket ettiğinde nasıl da optik yasaları çarpıtarak ihlal edebiliyor. Belki güneşin uzaklığı, halkın günlük hayatından çok gökbilimcileri ilgilendirir. Daha genel bir örnek olarak deneyimsiz bir kimsenin suyun derinliği hakkında yanılması halinde, yüzme bilmiyorsa eğer boğulma  tehlikesidir.

*

 Reform ,Rönesans ve aydınlanmanın tarihsel gelişmesinde yükselen en büyük mücadele kuşkusuz ki dinlerin batıl inançlar bölümüne karşı verilmiş olanıdır.

20.yüzyılda,büyük bir yükseliş gösteren sosyalist devrim deneyimlerine karşı çaresiz kalan emperyal güçler,en kolayından halkı afyonlayan dinsel gericiliği yeniden devreye sokmayı ihmal etmediler. Yeşil kuşak projesi, Anadolu coğrafyasından Afganistan’a kadar “din elden gidiyor” fobisiyle ve kitle ruhunu etkilemeyi çok iyi bilen bir çeşit “hidayete ermek “ hobisiyle cemaatleri fena halde muhafazakar,maneviyatçı,mutaassıp bir cephede toplamayı başarmıştır. Devrim tarihi derslerini basma kalıp ve ön yargılarla yazan tarihçilerin en büyük hatası, dinin batıl inançlar kısmına karşı verilmiş mücadelenin tarihsel olarak sanki sona ermiş gibi gösterilmiş olmasıdır. Hayır bu büyük bir yanılsamaydı. Bir dönem etkili olmuş bir bağışıklık sisteminin değişen koşullar altında zayıflamasıyla ilgili hastalıkların salgın halinde yeniden toplumu sarması işten bile değil.Öyle ki tarihin geri dönüşüm kutusundan adeta bir nostalji duygusuyla bir çok dosyayı tekrar masa üstüne çıkarmaya benziyor bu tür hevesler.Kronik anti komünizm sendromuna tutulmuş siyasal önderlerin hala toplum üzerinde nüfuz sahibi olduğunu görmek hiç de şaşırtıcı bir olgu sayılmaz.Kronik anti komünizm hastalığının geçmişini şöyle bir anımsamakta yarar vardır.

 

Başlangıç tanısı: Avrupa’da bir hayalet dolaşıyor-komünizm hayaleti. Eski Avrupa’nın bütün güçleri bu hayaleti defetmek üzere kutsal bir ittifak içine girdiler.( 1848 Komünist manifesto,giriş cümlesi  (2) .

 

Kimlerde bulunur:Sovyetlerin dağılmasına rağmen o günden bu güne hiçbir değişiklik olmamış gibi ülkemizde hala anti komünizm sendromunu  yaşayan bir çok gazeteci yazar,siyasetçi ve edebiyatçı zevat vardır.Neoliberal piyasa ekonomilerin uygulamadaki politik ihtirasları ve yol açtıkları toplumsal tahribatı ört bas etmek için sözüm ona dinde mutaassıp ve muhafazakarlığı bir meziyet gibi savunanlardan tutun da geleneksel biat ve itaat kültürünü kutsayan  cemaat mensuplarına kadar geniş bir sağ cenah yelpazede hala bu kurgusal korku büyük bir işlev üstlenmiş gözükmektedir. Yeşil kuşak projesinin daimi kadroları bu tür bir eğitim müfredatıyla yetiştiler. İnsanlığın zihnindeki bu geleneksel müfredatı değiştirmek sanıldığı kadar kolay olmuyor. Dinsel gericiliğin dünyada azdırılmış üç biçimi:  1-Siyonizm 2-Hıristiyan Evanjelikler 3-   İslam’ın siyasal,radikal muhtelif batıl akımları, hemen aklımıza ilk gelenlerden .

 

Tedavisi: a) Kopenik devrimiyle başlayan,Kepler,Galileo,Newton ve Laplace ile devam eden eleştirel aklın ve bilimin ışığında elde edilen yeni bir evren algısıdır. b) Sadece Darwin’in canlılardaki değişim ve evrim fikri değil hatta atomik ve moleküler evrimden genişleyen evren modeline kadar yeni bir kozmik vizyonun kazanılmasıyla ancak bilmeye,anlamaya,öğrenmeye dayalı bilinç ertesi inanç sistemleri(deism,ateism,gnostism,agnostism vb ) hakkında düşünme yetisini geliştirmektir.c)  Hayatı boyunca 3-5 duayı ezberleyip yetinmek yerine; sürekli hayatı,tabiatı ve kainatı okumasını bilen çağdaş insan,kuşkusuz ki Sipinoza,Kant,Hegel,Marks,Darwin,Neitzsche ve Einstein’ın evrensel bilgi birikiminden nasiplenmesini bilen insandır.Mesela Marks, Hegelin Hukuk Felsefesinin Eleştirisin’de diyor ki: “Almanya için dinin eleştirisi esas olarak tamamlanmıştır ve dinin eleştirisi bütün eleştirilerin öncülüdür…Böylece gök kubbenin eleştirisi, yeryüzünün eleştirisine;din eleştirisi,hukukun eleştirisine ve teoloji eleştirisi,siyasetin eleştirisine dönüşür ” (3).  Demek ki  Kant’ın da söylediği gibi insanlar, “dogmatik uykularından” uyanmadıkça yaşama dair üst düzeyde bir farkındalık  bilinci oluşamaz. Çünkü eleştirel aklın, bireyi özgürleştiren farkındalığı, aşkın bir bilinçtir. Bu aşkın bilinci,Sokrates, Spinoza,

Descartes,Kant,Hegel,Marks, F.Neitzche’de ve çağımız toplumbilimcilerinden Rojin Karatani’de görmek mümkündür. Toplumların tarihine ancak bu aşkın diyalektik  bir üst bilinçle yaklaştığımız zaman bir çok antropolojik,

ulusal,sınıfsal ve dinsel ilişkilerin gizlerini çözmek olasıdır. Değil mi ki biat ve itaat kültürüne alışık feodal cemaatlerde eleştirel aklın ve dolayısıyla bireyin özgürlüğü yoktur. Çünkü “soru sormak,sorgulamak,düşünmek,

Tanrı korusun bizi küfre götürür” diye  bir defa insanların içine yoğun bir korku kök salmıştır.İnsanlar daha çocuk yaştayken Kuran kurslarında hiç anlamadıkları bir dilde, ezbere işe başlayarak,tekrar,telkin,taklit

dediğimiz bir vaaz kültürünü temel alarak yetişmeye başlıyorlar. İleri yaşlarda bile ezberledikleri birkaç dua okumanın dışında ne kitap ne de hayatı okumaya hiç gerek duymazlar. 1000 defa okunan bir duadan tasarruf edilen sevabın öbür dünyadaki ekonomik kazancını varın siz düşünün. Oysa hayatı,tabiatı,kainatı okumak hem çok yoğun bir  özverili çabayı,

çileyi,sabrı  gerektirir hem de -anlamak zaten upuzun bir yoldur -artık aklın ve bilimin yolundan gidenlere.

*

Bulaşıcılığı: Murdar ve mutajen medyanın iktidarla suç ortaklığı temelinde halkı afyonlama çalışmaları,21.yüzyılın başında,ülkemizde,kronik anti komünizm saplantısının nitelik değiştirmiş bir başka bir biçimi de laik düşünceye dolaylı yoldan itiraz edenlerin, kronik Kemalizm karşıtlığı saplantısıdır. Kronik anti-komünizm sendromu ile kronik anti Kemalizm saplantısının tek bir ortak paydası vardır: ”din elden gidiyor “ fobisiyle yığınları yeniden örgütleyip şekillendirme iç güdüsü hala da son derece işlevseldir. İnsanın adalet boyutunun yansıması her devirde iki biçimde açığa çıkacaktır. 1.Bireyin dış dünyasına yönelik toplumsal düzeyde laik hukuk 2. İnsanın içsel duyarlılığını bir sistem halinde yansıtan ahlaki akıl. Oysaki geçmiş çağların yaşam koşullarında dona kalmış dini dogmaları esas almak, daha baştan,bu günün toplumsal devingenliğini göz ardı etmek demektir. Anlamadığı bir dilden ezbere dua okumayı,tekrar ve telkini din sananların asıl yanılgısı da burada düğümlenmektedir. Leonardo Da Vinci’nin söylediği gibi:

“ Her kim ki tartışmalarda,bir otoritenin fikrini öne sürer,

 o kişi aklını kullanmış olmaz fakat belleğini çalıştırmış olur"

Demek ki bu tür insanların sadece ezberciliği öne çıkaran bir hafızası olsa da

ne yazık ki muhakeme yetenekleri yoktur.

 

*

Dünyada hiçbir millet, anlamadığı bir dilden ibadet edemez. Çünkü papağanlara da siz İncili, Tevrat’ı hatmettirseniz de o günün tarihsel koşulları hakkında hiçbir yorum yaptırma şansınız yoktur.Papağanlar düşünemezler,

sadece tekrar yapabilirler.Düşünseniz; adam eline İngilizce bir kitap almış, hiç anlamadan lafzı olarak tekrarlıyor ki melekler onun hesabına sevap yazsın. Dışarıdan bakan aklı başında insanlar için bu tam bir komedya. İşte Atatürk’ün laik hukuk ve ahlaki akıl devrimi bu noktada ilkin topluma anlamayı, bilmeyi öğretmek istedi. Tabii ki karşı devrimciler hemen “din elden gidiyor “ diye tepkili davrandılar. Oysa ki binlerce yalan hadisin varlığını ancak Atatürk’ün en büyük mirası olan akıl ve bilimin yolundan giden üniversitelerde yetişmiş ilahiyatçılar, ilk kez ortaya çıkarabilmişti. Demek ki anadilde ibadet ve eğitim hakkı, adam olmanın birinci şartıdır. Şurası bir gerçektir ki dinin batıl inançlar bölümü, sadece geçmişte büyük sorunlara yol açmakla sınırlı olmayıp hala günümüzde her türlü sömürü ve sömürgeciliğin devamı için son derece verimli bir ortam hazırlamaktadır. Yeşil kuşak projesi ve büyük orta doğu projesi, dinsel gericiliğin halkın parasıyla finanse edilip halka karşı uygulanan hain,sinsi,kurnazca  politikalardır. Bakınız Latin Amerika’da ,reform ve aydınlanmadan geçmiş Hıristiyanlar bu gün, küresel dayatmalara ve ABD emperyalizmine kafa tutarken bizde niçin asla anti-emperyalist Müslümanlar yetişmez. Hiç düşündünüz mü?  Mesela Venezüela’da bir Chavez, sömürüye karşı çıkıp sosyalizmi savunurken İsa’nın mesajı olan kardeşlikten,barıştan bahsederken, bizim Hoca Efendi hazretlerimiz ise bırakınız zulme isyan etmeyi otoriteye (güce) , biat ve itaat etmeyi adeta haniflerin bir dini anlayış biçimi olarak savunabiliyor. O halde laik hukuk, ahlaki aklın da bir gereğidir. Oysaki imam hatip zihniyetini yeniden ihya etmek isteyen siyasal İslamcılar (milli görüşçüler ve diğerleri)  çağdaş eğitimin yönünü  eski medrese eğitimi anlayışına doğru  çevirmek istiyorlar. Çünkü  burada hem eleştirel aklın özgürlüğüne yer yoktur,hem de doğa  ve toplumbilimin verilerine  yaşamsal

bir önem verilmez. Dolayısıyla dinsel gericiliğin yeni biçimlerine karşı ideolojik mücadelemiz mutlaka kesintisiz  biçimde devam etmelidir. Geçmişten farklı olarak biz, toptan insanların dini inançlarına karşı çıkmak yerine, özellikle dinin batıl inançlar bölümüne karşı çıkarsak yanımızda hem deistleri, ateistleri hem de laik hukuku özümlemiş  bir çok dindar insanı da toplamayı başarmış  olacağız.

                                                   Cemal Öztürk

 

Kaynaklar:

                    

1- K.Marks-F.Engels, Komünist Parti Manifestosu,şubat 1848, Londra baskısı,giriş kısmı ).  Eriş yayınları,    http://www.kurtuluscephesi.com/marks/kitaplist.html

 

2-Kojin Karatani ,Transkritik Kant ve Marx Üzerine Çeviri: Erkal Ünal, Metis yayınları  Haziran 2008   s.271

 

 

 

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !